iki kadın, Yeşim Nur ve Pınar Çelikel neden 8 günde, hiç bilmedikleri bir rotada, 2800 km araba kullanıp yönlerini bulmak ister? Deli mi bunlar?

Haklısınız, ben olsam ben de sorardım. Bazen biz de aynı soruyu sorarken buluyoruz kendimizi. Yollardaki maceramız eski ama raid ve rally konusunda çok yeniyiz aslında. 2015 Ağustos ayında Transanatolia’ya konuk olarak katıldığımız yarış ile başlayan hikayemiz BajaAnatolia ve Rally Antiphellos ile devam etti. İki yarış da Transanatolia’ya birer hazırlıktı bizim için. Hiçbir sorun yaşamadan tamamladık yarışları. Bir sürü anı ve arkadaş biriktirerek. Kullandığımız kırmızı Fiat500X ile, ki kendisi artık bizden daha iyi tanınıyor, şimdi de sırada Transanatolia 2017 var.

Neden mi yollarda olacağız?
Aman dikkat yanıtları okumayı bitirince siz de kendinizi Transanatolia’nın 19 Ağustos’taki start’ında İzmir’de bulabilirsiniz.

1- Transanatolia sadece bir yarış değil bir yaşam biçiminin yansıması. Doğayı, macerayı, kendine meydan okumayı sevenlerin buluşması. Hayatında hedef koymayı ve o noktaya ulaşmayı hayal edenlerin bir arada olduğu bir organizasyon. Bir süre sonra harika dostlukların kurulduğu, herkesin bir şeyin ucundan tuttuğu bir okul.

2- Bu yarışta her gün sadece otomobil, motor, Atv ya da kamyon kullanmıyoruz. Olay, kendimize karşı bir meydan okuma. Sınırlarımı ne kadar zorlayabilirim konulu bir test. Yaptıkça mutlu olma, yapamadıkça bir kez daha denemek için kendini gaza getirme… Yolumuz uzun bu sefer, arabasını kırmadan ilerleyen kazanacak. Bizim kırmızı Fiat 500X’e güvenimiz tam.

3- Herkesin gönlünde yatan Dakar’dır evet. Ama bu yarış benzer bir rüyayı gerçek yapmanın bir yolu. Üstelik Dakar’a katılan pilotların da tercih ettiği bir platform. Kimler geçmedi ki bu yarışın parkurlarından. Gerrard Farres, Helder Rodrigues, Alessandro Botturi, Francesco Tarricone, Laila Sanz, Paolo Ceci, Kemal Merkit…. Biz tabii onların yanında miniciğiz. Ama olsun aynı kamp alanında olmak ve parkuru konuşmak bile nefis. Kendini önemli hissediyor insan. Gelecek yıllar için yeni hayaller kurmaya başlıyorsunuz.

4- Elinizin hamuruyla…. diye başlayan cümleleri hiç duymadık biz. Geçen üç yarışta da hevesimizi destekleyen tüm beylere teşekkürler. Hiçbirinin desteğini unutamayız. Fiat’ın imkanlarını iki çömüz kıza sunan Koray Kafkas, kırmızı 500X’i yarışa hazırlayan Mehmet Becce ve kimseler inanmazken bize inanan Transanatolia’a ekibinden Burak Büyükpınar ve Orhan Çelen… Keşke daha çok kadın olsa. Neyse ki bu yıl da yalnız değiliz, ustamız Süreyya Çakmak var. Sonra Ebru Demirbaş Erişti var. Seneye daha da çoğalmak en büyük dileğimiz. Kadınların özellikle yol bulma konusunda çok çok yetenekli olduğunu düşünüyoruz, bir çok kişinin aksine.

5- Günlük 400 km’lik etapların şakaya gelir yanı yok. Çoğu zaman fotoğraftaki gülümsemeler yerini stresli anlara bırakacak biliyoruz. Arada tartıştığımız, tansiyonun yükseldiği de olacak arabanın içinde. Yorgunluk ve açlık baş gösterince içimizden canavarla da mücadele etmek zorunda kalacağız. Ama dert değil. Her bir anı hafızamıza kazımak niyetimiz. Belki de hayatımızın macerası bu.

6- İzmir’den yola çıkıp 2800 km sonra Samsun’a varacağız. Rota başlıbaşına bir heyecan kaynağı. Görülecek tüm o yerler. İzmir- Antalya arasını başka ne zaman dağlardan gidebiliriz ki. İlk gün için 230 km’lik bir parkurdan söz ediyorlar. Heyecanı artırıyor bu bilinmezler. Aladağlar’da kamp yapmak, Kapadokya’da turistlerden farklı bir rota izlemek, Ermenek’teve Samsun’a varmak konaklamak… Turizm şirketlerinin önereceği kişiye özel turların çok ötesinde bir deneyim.

7- Kamp hayatı her kadına uymayabilir. Tercih meselesi. Bunun çadır kurması var, böceği var, karanlıkta tuvalet yolunu bulması var. Ama ertesi günün bilgilendirme toplantısı bitip de ateş başında sohbet başlayınca gülmesi, eğlenmesi de var. Ayrıca süper bir ekibin hazırladığı harika kamp yerleri, duş imkanı bile sunan tırlar, nefis lezzetler çıkartan gezici mutfaklar var. Arada otel konaklamaları da var. Bi de ışık az olunca milyonlarca yıldız altında, uyku tulumunda uyuyup, “Oh be, ne şanslıyım,” demesi var.

8- Sonra rekabet duygusu var. Tatlı tatlı sohbet ettiğin dostların yarışta kadınsın diye gözünün yaşına bakmaması var. Sen durup yol gösterirken, günün sonunda rakip olduğunu hatırlatanlar var. Yani yarışta kadın ya da erkek yok sadece kapı numaraları var. Tabii gün sonunda açıklanan sonuçlara bakıp tebrikleri kabul etmek var.

9- Çok az insanın dahil olduğu bir kulübe dahil olma hissi var tabii. Acayip bir şey. Yarıştan aylar sonra bile üzerinde Transanatolia montu ya da tişörtü gördüğün biriyle sohbete başlayıp neredeyse akraba çıkma ihtimali var. Söz konusu Transanatolia olduğunda hiç tanımadığın birisine bile saatlerle yarışı anlatmak var. Herkes bir kez bu zevki tatsın diye çabalamaya başlamak var.

10- Ve tabii 8 gün süren yarışın 888 gün anlatılan anıları var… Herkesin kendine ait bambaşka maceraları, yaşanmışlıkları, esprileri, fıkraları, güldükleri, dert ettikleri, mutlu oldukları, hayatına kattıları var. Bir süre sonra yılların va yarışların karıştırılması ama anıların hiç unutulmaması var.