Baştan anlaşalım, burada yazılan üç şeyden ikisi yanlış birisi şaibelidir. Bu yazının yazılmasının tek sebebi zamanında benim de yaptığım gibi insanların bazı şeyleri gözünde çok büyütmesi.
Bisikletle benim yaptığım gibi 1500-2000km’lik kısa turlar yapmak çok da zor değil. Biraz inanç, az buçuk antreman, bir de 2 tekerli zottirik birşey yeterli..
10364052_10152239309462532_1716839363795004886_n
Yazıda mümkün olduğu kadar özet bilgi geçmeye çalışacağım.  “Şunu yedim pek güzeldi, aman şuraya gidin pek harika” zaten her yerde bulabileceğiniz bilgiler, googleda bir sürü kaynak bulabilirsiniz.
Adım adım gidersek ilk mesele karar vermek!
 10469752_10152339435807532_5801378684084695089_n
Bunun için ekstra bir hazırlığa gerek yok, mümkünse yazın sıcağına çok kalmadan ilkbahar ya da gideceğiniz bölgeye göre ılıman bir mevsim seçin, maksimum 1 ay önce karar vermeniz yeterli, bu 1 aylık süre hayatınızda hiç bisiklet, spor ya da yol tecrübesi olmasa bile size yetecektir.
İkinci adım rotayı belirlemek!
10556240_10152237490167532_975607711613897856_n
Bunu da kabaca günde gideceğiniz mesafe, görmek istediğiniz yere göre çok uzatmadan yapın. Bu tarz turlarda en çok yapılan yanlış, meseleyi fazla ciddiye almak ve detaylarla fazla boğuşmak. Türkiye’den bahsedersek İstanbul’dan Kars’a mı gideceksiniz, yoksa Ege’ye mi ineceksiniz? Çok önemi yok; yol şartlarını ve mevsim koşullarını bilip ona göre malzemenizi hazırlamanız yeterli..
Çoğunuza saçma gelebilir ama uçakla da gitsem, bisikletle de gitsem google maps’den fare imlecini oradan oraya sürükleyip “hmmm burası olur ya” diye seçiyorum, en son yolculuğumu İstanbul-Kars arasına tamamen toplam günüm bu kadar günde şu kadar gitsem yeter deyip karar verdim. Tabi bir de Karadeniz bölgesine ekstra bir hayranlığımın da katkısı var.
10525619_10152240145862532_7991607777231734105_n
İleride biraz daha detaylı anlatacağım ama şimdilik kabaca günlük limitinizi en az 60km, en fazla 130 km olarak belirleyin. Gideceğiniz mesafe ne kadar antremanlı olduğunuza, kaç kg yükünüz olduğuna, kullandığınız bisiklete, rotanızdaki yolların eğim ve zorluğuna bağlı. Ufak bir tavsiye; mümkün olduğu kadar az mesafe gidin, çok mola verin, insanlarla tanışın, ana yollardan çıkın.. Bir yeri tanımanın en iyi yolu mahremine girmektir.
1908085_10152339436007532_116614178276828941_n
Gideceğiniz rotadaki günlük yapabileceğiniz mesafeyi anladıktan sonra dikkat etmeniz gereken tek şey her günün sonunda ulaşacağınız bir hedef belirleyin. O hedefe ulaşmak zorunda değilsiniz ama yolun sonunda nerede konuklayacağınıza dair bir fikriniz olsun, yol üzerinde konaklayacağınız daha iyi bir yer bulursanız kalırsınız ama kötüyü düşünüp cepte bir planınız olsun. İki merkezin arasında bir tarla 60-130 km arasında bir yer kalıyorsa 40 km gidin ama çadırınızı kurabileceğiniz ya da yerleşeceğiniz bir oteliniz olsun.
Sonraki adım iki tekerli bir ibiş almak!
10417614_10152237017567532_6279723932053708356_n
Burada iyice kafanız karışacak, çünkü markadan tipe bir sürü seçeneğiniz var. 2 teker için genel olarak şöyle bir durum var: Her bisikletle her yere gidilir! Peki siz gidebilir misiniz?
Yoksa yol bisikleti, hybrid, mountain bike olmuş önemi yok; her tipin kendine göre avantajları ve dezavantajları var. Ben mountain bike seçmedim çünkü gereksiz ağır (amortisörler,lastikler vs) ağır olmayanlar ise gereksiz pahalı. Bir de her zaman ince lastikli hybrid bisikletlerle daha rahat hissettim kendimi. O kadar kalın lastikler ve amortisörleri çoğu zaman kullanacağınız bir ortam olmayacak, hele ki arkanızdaki yükü düşünürseniz, sürekli downhill (yokuş aşağı) yapacak haliniz yok. Ama rotanızdaki yollar çok bozuk ama “arkadaş ben sevdim bunun tipini” diyorsanız o da olur, ‘there is no sikinti’.
Hybrid ve tur bisikletlerinin güzel tarafı ergonomik olarak uzun yolda sizi daha az yoracak şekilde bir yapısı var, unutmayın yeri gelecek 8-10 saat bineceksiniz, gidonun 3 cm yukarıda olmadı ya da kollarınızın duruşu zaman geçtikçe ne kadar rahat bir yolculuk yaptığınızı belirleyecek.
299691_10150322602747532_1722434028_n
Yok bu carbon, aman efendim tura kompozit malzemeli aluminyum bisikletle çıkılmaz böyle demir döküm kafası olmalı kırılırsa kaynak yaptıramazsın gibi saçmalıklara inanmayın.. Eğer dünya turu yapıyorsanız, 3 yıl boyunca yolda olacaksınız veya Afganistan’da nasıl kaynak yaptırırım diye düşünüyorsanız olabilir.. Ama artık ortalama bir bisiklet markasının kadrosunu kırmak için baya bir saçmalamış olmanız ya da üstünüzden tır falan geçmiş olmalı. Artık markalar kadrolar için hayat boyu garanti veriyorlar.
Üstündeki vites ve fren takımı, markası vs ufak tefek farklar dışında çok bir şey fark ettirmeyecektir. Aynı mesele bütçe için de geçerli: paranız yettiği sürece en iyi kompenentleri alın, sonradan bir şeyi değiştirmek çok daha pahalıya gelecektir. Hiçbir vites, fren vs hayati değil ama yolculuktaki konforunuzu belirleyecektir. 50km’de bir g.tü başı oynayan zinciri atan belirli viteslerde artık ses yapan bir bisikletle 2000 km gitmek sinirlerinizi bozabilir. Tercih size kalmış ama disk fren yerine v brake denen eski tip frenli bir bisiklet seçmeniz yoldaki olası sorunları kendi başınıza halledebilmeniz için daha iyi olacaktır. Hidrolik disk frenler çok afilli ve stabil gibi olsalar da gereksiz ağırlık ve herhangi bir kazada kırdığınızda çok zor yaptıracağınız bir soruna yol açar. Hidrolik yağının boşaltılıp tekrar doldurulması bile çoğu zaman ızdıraplı bir süreç. Ama aldınız bisikletin üstünde de disk fren varsa yürüyün gidin, sadece dikkatli olun ve manetlere daha fazla dikkat edip lastik değiştirirken ya da takılı değilken sakın frenleri sıkmayın..
En önemli şey hangi bisikleti seçerseniz seçin arkaya ya da öne tur için bagaj. Ve heybe takılması için bağlantı yerlerinin olması.
294604_10150326275937532_1279386030_n
Bir sonraki adım bisiklette  değiştirilecek ya da sizin için turda lazım olacak malzemeleri halletmek.
Bagaj ve heybe için yüzlerce seçenek var, bütçenize göre alabildiğiniz en iyisini alın, su geçirmez bir şey olursa süper olur. Ama baktınız saçma para o zaman bütün malzemelerinizi kalın bir çöp poşetinin içine koyup çantalara öyle yerleştirin, çantanın üstüne poşet geçirmekten 100 kat daha efektif bir çözümdür, tecrübeyle sabittir. Karadeniz’de çılgın yağmurda saatlerce kullansanız bile ıslanan bir tek siz olursunuz, ama durduğunuzda giyeceğiniz kuru bir şey kalır. Ve eğer olur da ıslanırsanız terinizi sakın kurutmayın! Taaaa ki yolculuk bitene ya da kendinizi ve elbiselerinizi kurutacak bir ortam bulana kadar. En son yolculuğumda Samsun’da 6 saat aralıksız yağmurda kaldım sıçandan farkım kalmadı ama pedal çevirdiğim sürece ufacık bir üşüme ya da hastalık belirtisi olmadı. İnanın her tarafımda yağmurluk olsaydı bile yarım metrelik su basmış yoldan geçerken bir anlamı olmayacaktı.
Yine bütçe durumuna bağlı olarak yağmurluk, su geçirmez pantolon, ayakkabı kılıfı vs almanız gerekebilir. Ama bunların iyi olanlarını almazsanız içinde pişersiniz ve “Allah’ım ıslansaydım da böyle hamam gibi olmasaydı” diye isyan edersiniz.  Unutmayın penye tshirt, kot pantolon vs gibi günlük kıyafetler bisiklet üzerindeki en büyük düşmanlarınızdan birisi..
10366071_10152234952962532_5317027031998308198_n
Genel olarak sonradan bisikletteki bir parçayı upgrade etmek fabrika çıkışı o halde almaktan hep çok daha pahalıya çıkar. Onun için amann deore aktarıcılı alayım sonradan xt ye geçerim dediğinizde hep zarar edersiniz.. Bunun için bütçenizin izin verdiği ölçüde en iyi kompenentlere sahip modelleri almayı tercih edin.
En önemlisi bahane üretmeyin, bir kere yola çıktığınız zaman sonrası ne kadar zor olursa olsun geri dönmek zaten söz konusu olmayacak,  başlamak bitirmenin yarısıdır lafının gerçekliği, ilk günün sonunda “allahım ben bu kadar yolu nasıl gideceğim” diye sorduğunuz an cevaplanacak.
Şu yazı da ilginizi çekebilir : Scooterla Güneydoğu Anadolu