SERPiL KALAYCI – bir kadın motosiklet gezgini

0
6209

O, dünyanın çatısı olarak bilinen Himalaya Dağları’nın karayoluyla ulaşılabilen en yüksek noktası olan 5 bin 600 metre yükseklikteki Khardung La geçidini motosikletiyle, üstelik tek başına geçen gerçek bir YoldanÇık ruhu. Zor yolların motorcusu olarak ün salan Serpil Kalaycı bu yılın başlarında motosiklet tutkunlarının en çok merak ettiği rotalardan birisi olan Meksika’daki Mazatlan-Durango arasındaki ‘El Espinazo Del Diablo’yu (Şeytan Omurgası Yolu) geçerek, maceralarına bir yenisini ekledi.

Sıradışı işler başaran Serpil Kalaycı ile motosiklet ve gezi tutkusunu konuştuk.

Bize kısaca kendinden bahseder misin?

Sanırım en zor iş kendini anlatmak ama yine de yazmaya çalışacağım ☺. Ankara doğumlu olmama rağmen hayatımın on yıl kadar bir bölümü Amerika’da geçirdim. Türkiye 64-72 motocros ve 1981 Ralli şampiyonu babam Hasan Kalaycı’nın trajik bir kaza sonucu ölümüyle, radikal bir karar alıp 2011 de Türkiye’ye kesin dönüş yaptım. Normalde Kimya mühendisiyim fakat son üç yıldır gezilerim nedeniyle daha esnek bir iş olan Afrika elçiliğinde çalışıyorum.

Motosiklet ve Gezi bağlantın nereden kaynaklanıyor?

Biraz önce de Babamdan bahsettiğim gibi, motosikletle tanışmam ailede çok küçük yaşlarda başladı. Babam dışında annem araba yarışçısı, erkek kardeşim motocross şampiyonu ablamda aktif gezgin ve eski yarışçıdır. Motosiklet ailede sadece yarışlar için kullanılmadı. Yeri geldi ulaşım aracı, yeri geldi gençliğimizin en büyük heyecanı oldu ama son zamanlarda yerini en azından benim için gezilere bıraktı.

Çocukluğumda babamın beni motosiklete binmem için teşvik dışında biraz da zorladığını hatırlıyorum. O zaman anlamıyordum bu işin benim hayatımın en zevkli ve önemli bir parçası olacağını. Hatta beni yarışlara da ilk sokan babamdır. O yıllarda bırakın kadın motosiklet sürücüsünü, erkek bile çok azdı. Hatta motosiklet ve ona uygun kask, kıyafet, donanım bulmak o kadar zordu ki. Ortadoğu Teknik üniversitesini kazandığımda ehliyetim yoktu, okula ablamın motosikletini kaçırdığımı hatırlıyorum. Annem okula gelip beni yakalamış ve ceza olarak herkesin önünde arabasına yükletip beni de okul servisine kaskla bırakmıştı. Gençlik işte. Daha pek çok anılar… Sanırım motosiklete borçlu olduğum bir konu daha bu paha biçilmez anılar.

1990 senesinde hiçbir kadın motocross yarışçısı yokken, tüm ünlü isimlerle, Süleyman Memnun, Ümit Dirin, Kardeşim Necati Kalaycı ve malesef ismini şu an yazamadığım, hayatta olmayan değerli isimlerle gerek İstanbul gerekse de Bursa’da start aldım. Bana göre Start heyecanı hiçbirşeyde yok. İnsanın kalbini durdurabilir.

Yarışlar, gençlik zamanları, yurdışı ve kariyer darken bir anda gezilerin ortasında buldum kendimi. Babam bizi daha çok geçken, yazlıktan başka yerlere sabah yollar, orda yemek yiğin biraz gezin gelin derdi. Sonra da akşam dönüşümüzü beklerdi. İşte böyle başladık biz gezilere…

Zaman ilerledi, gezilerin uzaklıkları arttı. Ailece ya da arkadaşlarla pekçok geziler yapmaya başladık. Hafta sonu yakın bölgeler dışında, yıllık tatillerimizde uzun soluklu olanlar ve yurtdışı tabi. Geziler motosiklet gezisi dışında sosyal bir ortam ve çevre de yaratmakta. Hatta günlük hayatın stress ve temposuna verilen hoş bir ara ve kendine yaptığın en büyük iyilik diyebilirim. Çünki orda iş, güç çekişme , stress hiçbirşey yok.

Neyse Konuya döneyim ☺. Geziler derken 2010 senesinde beylerle yapılan onca gezilerden sonra ablamla kadın kadına gezi denemesi yapma kararı aldık. Çünki gezilerimizde çoğunlukla liderlik ve sorumluluğun büyük bir kısmı eşlerde ya da kardeşte oluyordu. Doğal olarak onların zevk ve ihtiyaçlarına yönelik bir geziye dönüşüyordu gezimiz. Ama olur mu nerde bizim beylerin genelde hoşlanmadığı alışveriş gezilerimiz, gezme görme krizlerimiz gibi hanımsal aktiviteler.

İlk Kadın Kadına geziniz nezaman başladı?

2010 Gürcistanla başladı ilk kadın kadına gezi. Sonra 2012 Balkanlar, dokuz gün dokuz ülke, işim nedeniyle ve ablamın ailesi ve çocukları nedeniyle gezileri kısa tutuyorduk. Bu gezi tamamıyla koşturma ile geçmişti. Her sabah ekenden kalk ve yollara koyul. Her gün aynı şeyler. Bu geziyi 2015 Transilvanya, Transfagharaşan takip etti. Gezinin başında blogları incelerken orda motosikletli bir gezginin motosiklettindeki far arzızası nedeniyle bu bölgeye çok uğursuz bir yer dediğini hatırlıyorum. İçimden gülmüştüm. Uğursuz mu diye. Çok gülmüşüm. En aksilikli en uğursuz gezimizdi başımıaz gelmedik kalmadı. Sekiz uğursuz şey, lastik yarılma, sel gibi yağış, çanta kopma vesaire, vesaire…

Himalaya Dağları’nı tek başına geçme fikri nereden çıktı?

Transilvanya rotasından bir sene sonra yani 2016 da hayatımın en zor gezilerinden birini yapabilme şansını buldum. Hayalim di çünkü. Ailemin tek yapmama karşı gelmesine karşın onları rehber tutacağımı söyleyerek kandırdığım Himalaya gezim. Kaza, terörlü bölge, dağ hastalığı, 4000-5000 metre rakımlarda uçurumlu, taşlı, su geçitli, ve en tehlikelisi Hindistan kamyonlarının olduğu geçitler hala hatırladıkça nasıl gitmişim diyorum. Çok maceralı bir yolculuk oldu. Şehirleri ise ayrı bir maceraydı. Dünyanın motorlu araçla çıkılabilecek en yüksek noktası 5604 metrede ki Khardungh la ya çıkınca oturup ağladığımı hatırlıyorum. Türkiye ‘ye döndüğümde solo bir gezi olduğu için bu gezim çok ilgi gördü.

Sonrasında Meksika Mazatlan-Durango arasındaki ‘El Espinazo Del Diablo’yu (Şeytan Omurgası Yolu) tek başına geçtin?

Bir kere solo gezi işine alıştıktan sonra yine yollar çağrmaya başladı beni sanki. Bu sefer de 2017 de Meksika yı Kuzeyden Güneye ve batıdan doğuya kapsayan bir gezi yaptım. Burda da başında bazı zorluklar beni buldu yine. Ama Gerisi harikaydı ☺. Kendime hep şunu soruyordum Serpil niye daha rahat geziler varken hep böyle rotalar. Benim rotalarımın belli bir bölümünde gerek yol koşulları koşulları, gerekse bölgesi açısından biraz adrenalinli bir kısım bulunuyor. Burda da uyuşturucu tarlalarıyla ünlü, yolları virajlı ve uçurumlu tabiki Himalaya kadar olamaz ama gaspa çok açık bir yol olan Espinazo Del Diablo route nun eskisini yani 300 km lik 8 saate tamamlanabilen dağ yolunu yaptım. Motosiklet bu güzergahta çokta gerekliymiş gibi çok teknik sorun çıkardı. Bayağ stresli zamanlar geçirdim. Serpil Niye diyordum ya sebep belki de biraz adrenalin alışkanlığı ve motocross kökeninden gelmek. Ama gezilerimin tümü böyle değil. Adrenalinli kısımdan sonra ödüllü kültürel görelim gezelim kısmıda var.

Neden her zaman en zorlu rotaları seçiyorsun?

Zorum neydi anlamıyorum. Ama itiraf etmeliyim geziler ister keyif amaçlı ister zor yolları içerse de, uzaktan “oh ne güzel geziyor” gibi gözükse de pek de öyle değil, çünkü sorumluluk, rota, nerede kalacaksın, mola yerleri, nerde yiyip içeceksin, motosiklette çıkabilecek sorunlara çözüm bulabilmek ve yola devam edebilmek, sınırlı sürede sağ salim eve dönebilmek, sınır geçişleri, bu arada yolda görüp aklının kaldığı güzellikler, yerler ya da trafiği ve insanları nedeniyle bir an evvel kurtulayım buradan dediğin coğrafyalar, çıkan aksaklıklar gibi pek çok düşünülmesi gereken durumları içeriyor, dedim ya aynı anda bir den fazla kriteri düşünme, hareket ve çözümü gerektiren binlerce değişken. Ama en güzeli yolculuk sırasında kendi içine yaptığın iç yolculuk, bir tür iç hesaplaşma ve sonunda geziyi tamalayabilmekten doğan büyük bir başarı ve güven hissi de bu işin en büyük artıları bence. Belki de her yol bir terapi. İşte gezilerin benim için ifade ettikleri.

Sonuç, bazen zorlu kısımları olsa da Motosiklet ve geziler inanılmaz güzellikleri, kültürleri, insanları, kurulan dostlukları, farklı hayatları, aksilikleri yenebilme yetisini, kendi içinize yaptığınız ruhsal yolculuk gibi saymakla bitmeyecek pek çok kazanımları içeriyor. Yapılabicek kısa geziler dahil hepsini şiddetle tavsiye ediyorum. Her gezinin sonunda hele de hayat gittikçe ağırlaşırken daha olgunlaşmış, daha hoşgürülü, dingin ve mutlu hisedeceğinize eminim. En azından ben de öyle oluyor.