Ben Likya Yolu yürüyüşünü 2014 yılının Nisan ayında yaptım. Yola çıkmadan önce Likya yolunun sadece çok ufak bir kısmını yürüyebileceğimizi biliyordum. Hatta yürüyeceğimiz parkurlar beraber gittiğim yürüyüş turunun özellikle seçtiği, adeta giriş-gelişme-sonuç şeklinde demo gibi bir tur olacaktı. Fakat tur bittiğinde anladım ki aslında skorun önemi yoktu. Sadece Likya yolu için değil. Hayatta skorun önemi yoktu.

l13

Teleferikle çıktığımız Tahtalı Dağı’nın zirvesinden elimi kolumu sallayarak inmeye yeni başlamışken bütün ekipmanı çantasında dolu ve zirveye son 100 metresi kalmış Avusturyalı 60 yaşındaki amcayı görüp hayatta skordan bahsedersem dürüst olamam. Buradan seslenmek istiyorum ki; “Ağırlık Likya Yolu keyfini öldürür”. En azından benim gibi bir şehir insanı için durum böyle.

l9

Her gün yürüyüş başladığında çantamda su mataram, yol boyunca ihtiyacım olacak incir ceviz gibi atıştırmalıklar, güneş kremi gibi ufak tefek lazım olabilecek şeyler dışında bir şey yoktu. Gün sonunda sızlayan diğer kas gruplarının dışında ağrıyan sırt kaslarıyla uğraşmadım. Gün sonunda yürüyerek varacağınız pansiyona köylülerin yardımıyla çantalarınızı yollamak da bir yöntem. Fakat gün sonunda vardığınız yerde çantanızı görememek de bir risk. O gün patikadan 10 km yürüyecekseniz karayolu ile bazen bu 4 kilometreye denk gelebiliyor, bazen de 14 km olabiliyor. İyi bir planlamayla, biraz da tecrübeyle bu şekilde sırtında tüm yükünü taşımadan keyifle yürüyen kişiler gördüm.

l12

Likya yolunun tamamını (sanırım 509 km kadar) yürüsen de aslında bir anlamı yok. Çünkü sen bitiş noktasına geldiğinde aslında başlangıç noktasında bambaşka bir mevsim başlıyor, sen o mevsimde Likya’yı yürümüş olmuyorsun. Yani Likya tecrübesi insanın aynı nehirde yıkanamayacağını da insana kanıtlıyor. Siz yürüdükçe su başka bir su, yaprak başka bir yaprak oluyor. Bambaşka koşullar, bambaşka bir peyzaj, çok farklı bir tecrübe başka bir fani için yeniden başlıyor. Doğa tabi ki insana sadece skorların önemsizliğini, geçiciliğini öğretmiyor.

l30

Akdeniz bölgesinde su kaynaklarının Mayıs ayı sonrasında iklim koşulları nedeniyle kurumaya başladığı söyleniyor. O sebeple orjinal rotada yürüyüş için en iyi zamanın Nisan-Mayıs & Eylül-Ekim ayları olduğu belirtiliyor. Orjinal rota diyorum çünkü Haziran ayı ve sonrasında belirli etaplarda daha yüksek alternatiflerden yüründüğünü duydum. Hatta birkaç yol da yamaçta yürürken tur rehberi tarafından gösterildi. Fakat Likya yolunun en büyük avantajlarından biri sürekliliğinin olması ve yolun işaretlemesinin düzenli olarak her sene farklı gruplar tarafından yapılıyor olması.

l29

Eğer özellikle ilk defa yürüyecekseniz ve popüler bölümleri yürüyorsanız işaretleri izledikçe kaybolma riskiniz yok denecek kadar az. Birçok yanlış yapılması olası yerlerde ise kayaların üzerinde kırmızı çarpı işaretlerini görürsünüz ve geldiğiniz yoldan geri döndüğünüzde doğru rotayı yakalarsınız. Allah bu yolu adım adım keşfeden ve Türk turizmine kazandıran ve halen daha işaretlemesinin de organizasyonunu yapan Kate Clow’dan razı olsun.

kate

Tabi ki bazı bölümlerde hiçliğin ortasını çitle çevirip “likya yolu this way” tabelalarıyla sizi sattığı çaya, gözlemeye yönlendirmeye çalışan arkadaşlar da yok değil. Birkaç kez şaşırdıktan sonra insan aldanmamaya başlıyor. Nisan-Mayıs ayı gibi sezon bir zamanda yürüyorsanız zaten yalnız değilsiniz. Bu da insana çok ilginç bir his veriyor. Bazen dakikalarca tek başınıza veya arkadaşınızla yürüyorsunuz birden hiçliğin ortasından birkaç Alman çıkıyor ve sizinle birlikte yürümeye başlıyor. Sonra onlar ağırlıklarına rağmen ufukta kayboluyorlar. Arkanızdan gelen Fransız teyzelerle yürürken birden başka bir bağlantı rotasından Urfalı bir amca size kolay gelsin diyebiliyor.

l20

Likya yolu’nun insana öğrettiği bir başka muhteşemlik ise burada ortaya çıkıyor. Eğer bir yol varsa kılavuzun her zaman yolun kendisi olmalı, yani kendin olmalı. Alman amcaya takılıp gün sonunda Almanya’ya ulaşmak da, Urfalı amcaya takılıp kendini Viranşehir’de bulmak da mümkün. Gün başladığında nereye doğru veya neresi hedefiyle yürüdüğünü belirlemek önemli. Ben dediğim gibi turla yürüdüğüm için günlük yürüyüş parkurumuz, gün ortasında nerede bir şeyler yiyeceğimiz, gün sonunda nerede kalacağımız belliydi. Bu çok çok büyük bir avantaj. Çünkü bazen o günkü parkur sizin yorgunluk durumunuza göre daha zorlu olabilir ya da güneş o gün sizi bir önceki günden daha fazla yaktığı için kısa kesmek isteyebilirsiniz. O sebeple güne başlarken bir realist, bir idealist hedef belirlemekte fayda var.

l21

Popüler parkurlarda yürümek bu anlamda yarı yolda (ki bazen ormanın tam ortası olabilir) kalmanız anlamına gelebilir. Popüler parkur derken kastettiğimi biraz açmakta fayda var. Bizim yaptığımız turda da dediğim gibi belirli etaplardan bir demo gibiydi. Uçakla Antalya’ya gidip Adrasan’da konakladık. Örneğin Adrasan’da kalarak 3 gün Likya yolu’nun özellikle 3 önemli rotası yapılabilirdi. Yapılabilirdi diyorum çünkü biz yürüdükten sonra Adrasan kısmında büyük bir yangın oldu ve yürüdüğümüz yerlerin çoğu yandı.

l25

Fakat Likya yolu boyunca bu gibi pilot istasyonlar var denilebilir. Fethiye, Kaş, Adrasan, Olimpos gibi nispeten kalma olanaklarının daha fazla olduğu alternatifler üzerinden hedefler belirlemek daha efektif olabilir. Bütün gün yürüdükten sonra iyi bir duş alıp yatakta yatabilmek en katıksız doğa insanının bile fiyakasını bozmaz. Örneğin biz Adrasan’da kalarak ilk gün Gelidonya Feneri’ne kadar yürümüştük.

l6

Ertesi gün Musa Dağı’nı aşarak Olimpos’ta son bulan bir yürüyüş yapmıştık. Gerçi ilk gün bizim için çok kırıcı olunca biz ikinci gün taksiyle Olimpos’a geçip hamakta akşama kadar yatıp grubun gelmesini beklemiştik. O ikinci gün dinlenmesi sayesinde geri kalan 5 günü çıkarttık diyebilirim. O sebeple kasmanın çok manası yok. Sonuçta insan bir noktadan sonra doğaya karşı savaşamıyor, doğaya karşı yan gelip uzanmak da bir yöntem. 🙂 Bu ikinci gün etabını yapan arkadaşlarımız yol boyunca birçok sandal ağacı olduğunu söylediler. Sarıla sarıla indik dediler. Tabi ki ilk başta ne demek olduğunu anlamadık. Sonraki günlerde sandal ağacı gördüğümüz yerlerde baktık insanlar koala gibi yapışıyorlar. Biz de denedik tabii ki. Oh o da nesi; güneşin altında daimi soğuk kalan bir mermer serinliği. Sıcaklığın bıktırıcı olduğu yerlerde sandal ağacı görünce sarılmayı bırakıp yüzümüzü sürdüğümüzü de biliriz.

l16

Şaka bir yana üçüncü gün de Tahtalı’nın zirvesinden aşağıya yürüdük. Burada bir kez daha turla gidiyor olmanın avantajını yaşadık. Normalde teleferik ile zirveye çıkılınca bildiğim kadarıyla yürüyerek aşağı inmenize izin verilmiyor. Tur rehberi bizim isim listemizi verdi ve o şekilde iniş için teleferiğin üst platformunun kapısı açıldı. Belki kişisel olarak da herhangi bir taahhüt imzalamanız karşılığında izin veriyorlardır ama biz bayır aşağı yürürken herkes yukarıya tırmanıyordu.Tabii ki zirve yapma amacını, hazzını anlayabiliyorum fakat ben amatör bir doğa yürüyüşü tatilcisiyim. 🙂

l7

Tahtalı Dağı’ndan aşağı yaklaşık 8 saat gibi bir sürede indik. Önce rakım sebebiyle sadece kaya ve taşlardan oluşan bir yürümek sonrasında ise sedir ormanına ve sonrasında ise aşağı indikçe çam ormanının içinde kalmak. Ormanın ıssızında sedir ağaçlarının arasında, onlar gibi ellerini gökyüzüne açıp dua etmek. İnanmıyorsanız kollarını onlar gibi açıp hayat maksimumda diye bağırmak. Doğada herkes için bir şeyler var. Bir ormanın bitip diğerine dönüşmesine her adımda tanık olmak başka bir kafa yapısına dönüştürüyor insanı.

l4

Bir de şehirli kurnazlığıyla sonuçta bayır aşağı iniyoruz yahu diyerek yolu kısaltmaya çalıştıkça saçma sapan konumlarda kalmak olası. Çünkü daha Likya bile ortada yokken o topraklarda yaşayan insanların çağlara yayılan kollektif akıllarıyla oluşan yürüyüş patikalarda yürüyorsunuz. Yani ortak bir akılla insan yürüyüşüne en uygun eğimde konumlanmış patikaları izlerken insan dolanmaktan bazen sıkılıyor. Fakat insanın ayağı öyle değil. Bazen yolu bitirebilmek için dolanmak, dolanmayı kanıksamak lazım. Bazen insan muhteşem bir peyzajda oturup dinlenirken bir keçi sürüsü yanınızdan kendince geçip takılıyor.

l19

7 günlük kısa Likya yolu tecrübemin öğrettiklerinden biri de keçi kadar özgün olabilmenin çok zor olduğu. Çobanı ile köpeği ise 5 dakika sonra yürümeye başladığınızda karşınıza çıkabiliyor ve sürüyü size sorabiliyor. 🙂 Bazen de kendi kendinin gazına gelmiş birkaç keçiyi 1500 rakımda görebiliyorsunuz. Tabi orada ne çoban ne köpek. Keçinin tırmanabilme ve aynı hızla aşağı inebilmesi kabiliyetine tanık olduğunuzda 8 saattir bayır aşağı inmeye odaklanmış ayak başparmaklarınız zonklamayı unutup diz çöküp affını dileyebiliyor. Uzaklarda gördüğünüz bir keçinin sakalına bakarken kendi kendinize söylenir halde kendinizi bulabiliyorsunuz. “Olm Serhat keçinin kaderi tırmanmak, peki seninki ne?”

l15

Altıncı günün sonunda tüm yürüyüşü turla yapıyor olmanın yük taşımamak, belki de daha önemlisi yürüyüşü, besini, kalış yerini planlamak zorunda olmamak gibi avantajlarına rağmen insan kendini sorguluyor. Hayatta hep yürüyormuş gibi bir kafa yapısına bürünüyor insan. Ben bu dünyaya doğada yürümek için geldim ve buradan sonra bir ay daha yürüyüp likya yolunu hatim edeceğim kafasına ulaşıyor insan. Fakat neyse ki realite sizi İstanbul’a çağırıyor.

l5

Ben tüm bu anlattıklarımın sonunda tavsiye edebileceğin tek bir şey ne var diye sorulursa; bahsettiğim avantajları sebebiyle ilk Likya yürüyüşünü özellikle de daha önce önemli bir doğa yürüyüşü aktivitesinde bulunmadıysanız, bir turla organize etmenizde çok büyük fayda var. Turdan da ziyade rehber çok önemli. Biz bu yolu daha önceki yürüyüşlerde olduğu gibi Mikail Köroğlu ile yürüdük. Artık kendisinin İzmir’de kurduğu “Başka Rota” isimli bir tur şirketi de var. Kendi tecrübelerimden hareketle Likya yolunu Mikail’le yapmanızı öneririm. Mikail’e başkarota.com sitesinden ya da facebook grubundan ulaşabilirsiniz.

mi

Tur ile yürümeyecekseniz, eşiniz veya sizi yolda bırakmayacak biriyle bu maceraya atılmanızı öneririm. Ben hem eşim hem de bizi yolda bırakmayacak Mikail ile yürüdüm, daha da önemlisi hem beni hiçbir zaman yalnız bırakmayacak olan eşimle birlikte bu tecrübeyi edinme fırsatını yakaladım. Yaşamımız boyunca unutmayacağımız bir hatıra oldu. Bence optimumu birbirini tanıyan ve birbirine yakın kondüsyona sahip üç arkadaş yürümek. Arkadaşınızın gerçekte nasıl biri olduğunu test etmek istiyorsanız ise Likya yolu iyi bir test merkezi değil.

l14

Yürüyüşü yapışımızın üstünden bir seneden fazla zaman geçtikten sonra bile aklımda kalan şeyleri yazmaya kalktığımda gülümsediğim, hafızamda düşüncelere daldığım birçok nokta kalmış. Bence hikmet dolu bir tecrübe ve her sene en az 3-4 günlük rutinde Likya yolu yürünmeli. Her sene sonbahar ve ilkbahar olarak 3’er günlük 2 yürüyüş tatili yapılsa insan çok daha huzurlu bir insan olur. Birkaç sene bu rutini uygulayan insanı dünyada gam yıkmaz. Garantisini veriyorum.

l31

Serhat’ın yazdığı şu yazı da ilgini çekecektir: Gito Yaylası

YoldanÇık’ı takipte kalın: Facebook , Instagram