Tiflis’ten çıkarken
Tiflis’ten çıkarken

Gürcistan kısmına başlamadan önce tur ile ilgili genel bilgiler vermem yerinde olur sanırım. İstanbul’dan Tokyo’ya ulaşmam 210 gün sürdü, toplamda 749 saat bisiklet üzerinde kalıp 10030 km pedal çevirdim, elimde olmayan sebeplerden dolayı bir uçak, bir tren, bir feribot, üç otobüs ve birkaç otostop yolculuğu yapmak zorunda kaldım. 55000 metre tırmanış yaptım, büyük bir kısmı tur arkadaşımın turu bırakmasından sonra olan 120 günümü çadırda geçirdim. 45 gün hiç pedal çevirmeden dinlendim, en uzun kaldığım yer Ulanbataar / Mogolistan oldu. 13 kez ülke değiştirdim. 8 ülkede pedal çevirdim. Bir tanesi habersiz ve yanlışlıkla, bir tanesi sadece 5 dakikalığına olmak üzere 5 kez Rusya ya giriş yaptım. O kadar şanslıydım ki lastiğim hiç patlamadı, jant telim hiç kırılmadı, hatta akordu bile bozulmadı. Hiç düşmedim.

Sarp sınır kapısından Gürcistan’a girişimiz sorunsuz oldu, dikkat edilmesi gereken birkaç husus dışında sorunsuz bir kapı diyebilirim. Mesela yanınızda hiçbir şekilde ilaç bulundurmamanız ( reçeteli olması kaydıyla sorun çıkmayacağı söylense de deneme fırsatımız olmadı) sağlığınız açısından iyi olur. Bu kapıda öğrenip diğer bütün sınır geçişlerinde uyguladığımız araç kapısından geçme ve hatta genelde herkesin en öne geçmemize izin vermesi kuralı faydalı oldu. Nüfus cüzdanı ile girişin serbest olduğu Gürcistan’a pasaport ile girmek yine ( ki başka bir ülkeye geçiş yapılacaksa şart) zaman kazandıran bir hareket olur. Yine genel olarak her ülke geçişinde uygulanması gereken bir alışkanlık ta sınır geçişinde bulunan döviz bürosu veya yanaşıp döviz bozdurmak isteyen kişilere itibar edilmemesi olur.

Fotoğrafını çekmesem olmazdı

Yeni bir ülkede pedal çevirmenin verdiği tarifsiz tat ile Batumi’ye doğru yola çıktık. Karadeniz sahilinden mükemmel bir manzara ile Batumi’ye ulaşmamız geç saatleri buldu. Niyetimiz birkaç gün dinlenip iki gün sonra başka bir rotadan Asya turuna başlayacak olan Cemal Atasoyu beklemekti.

Karadenizde gün batımı

Murphy yasaları yapacağını yaptı, ilaçları sınır öncesi bıraktığımız için ağır bir gribe yakalanmak şaşırtmadı. Allahtan dinlenerek geçirdim hostel de.

Batum için oluşan ilk izlenim geleceğin Dubaii si olabilecek potansiyele sahip olması oldu. Ekonomisi tamamen şans oyunları üzerine kurulu olan bir şehir. Mimari açıdan başarılı pek çok yapı var sahil boyunca. Bir günümüzü dünyanın en büyükleri arasında gösterilen Batum botanik parkı gezmeye ayırdık. Henüz sezon açılmadığından dolayı park içinde toplamda 3 köpek ve 2 insanla karşılaştık. Yine diğer gün teleferik ile şehrin manzara tepesine çıktık. Gün batımında güneşin Karadeniz üzerinde batarken oluşturduğu manzara batum a yolu düşen gezginlerin görmesi gerekenler arasında başı çeker diyebilirim.

Cemal abinin katılımıyla Gürcistan içindeki yolculuğumuz başladı. Batum çıkışında oldukça yoğun bir trafiğin içinde bulduk kendimizi. Ayrıca gerçek, sıcak kanlı Gürcüleri de tam o esnada bulduk diyebilirim. Batum ne kadar gelişmeye çalışan ve bunu yakın zamanda başaracak olan bir şehir olsada, özellikle halk bakımından gereğinden fazla yapaylaşmış bir şehir. Sırasıyla Poti, Sampteriayı geçip Kutaisi ye geldik. Kutaisi bende tipik bir İtalyan kenti havası oluşturdu. Parke taşlı dar sokakları ve sokaklara taşmış kafeleri ile görülmesi gereken bir şehir. Kutaiside bir gürcü evine konuk olduk. Yüksek tavanlı bahçe içinde eski bir evdi. Sabah kahvaltısında ev yapımı votka ikram edilmesiyle çok çabuk sarhoş olduk. Birazda onun getirisiyle olacak ki evden ayrıldıktan yaklaşık 10 km sonra pasaportumu evde unuttuğumu fark ettim. Serhanı bisikletlerin başında bırakıp Cemal abiyle birlikte bir taksiyle eve geri döndük. Pasaportuma kavuştuktan sonra yol boyunca bir daha pasaportu çantanın içinden, çantayı da boynumdan ayırmadım.

Kutaisi
Kutaisi

Kutaisiden ayrıldıktan sonra yönümüzü Zestafoni ye çevirdik. Şehrin girişinde Serhan önümde giderken birden durdu. Önce zincir koptu sandık, ancak sorun çok daha büyük gözüküyordu. Arka bagaj bağlantı yerinden kırılmış, işin kötüsü vida içinde kalmıştı. Cemal abiyi kalacak yer ayarlaması için şehre yolladıktan sonra, Serhan la arka bagaja takılı çantaları paylaştırıp bir tamirci aramaya başladık. Gram İngilizce bilmeyen bir tamirci bulabildik uzun arayışın ardından. El hareketleri birazda yüksek sesli “Türkçe” kelimeler ardından kelamımızı anlatabildik. Vidayı yerinden çıkarabilmiştik ancak bagaj halen kırıktı. Aluminyum malzeme olduğundan kaynakçı bulmak imkansıza yakındı. Cemal abiyle buluşup kaldığı hostel de durum değerlendirmesi yaptık. Tiflis e kadar vasıta ile gidip orada yeni bir bagaj bulmaya karar verdik.

Orta dünya’dan çıkmış bir kare

İlk denememiz tren yönünde oldu. Bisikletlerle binebileceğimiz en yakın tren bir sonraki gün saat sabah 5 te Zestafoni den geçecekti. Fiyatı ise bir paket sigara kıvamındaydı. O kadar keyfimize!! Düşkündük ki sabah 5 te kalkmak yerine yaklaşık 10 misli ödeme yapıp minibüsle gitmeye karar verdik.

Cemal abiyi Zestafoni de bırakıp minibüse karga tulumba bisikletleri yükledik, yaklaşık 4 saat sonra Tiflise inmiştik bile. İlk görüşte bir yeri ya severim ya sevmem. Genelde ilk intibam değişmez, ama Tiflis için bu geçerli değildi. İlk görüşte bir arap ülkesine benzettiğim başkent, içine karışınca ayrılmak istemeyecek kadar hoşumua gitti.

Tiflis’te ilk günümüzde Azerbaycan vizesi için konsolosluğa gittik. Vize için gerekli birkaç form ve bir fotoğrafı hemen konsolosluğun karşısındaki acentadan 10 usd karşılığı edindik. Yaptığımız araştırmalarda öğrendiğimiz üzere vizenin hazırlanması 3 iş günü tutuyordu. Pazartesi günü başvurduğumuz vize için Perşembe günü gelmemizi söylediler.

Tiflisin sokaklarına karıştık. Serhanın kırılan arka bagajının yerine yeni bir bagaj bulmak, samanlıkta iğne bulmaktan hallice oldu. Aynı gün tipik Türk kafasıyla Tiflise tur için gerekli her şeyin bulunabileceği bir bisikletçi açmaya karar verdik. Allahtan akşam gittiğimiz Pub da ikişer bira içince yolda olmanın daha güzel olduğu yönünde ortak bir karar çıktı masadan.
Kura nehrinin ikiye ayırdığı şehir merkezi, nehir boyunca kurulan ufak kafeleri ve restorantları ile tipik bir Avrupa şehri. Güvenlik konusunda Batum hariç en ufak bir tehtid yaşamadığımız Gürcistanın geneline uyan bir başkent.

Tiflisteki ikinci günümüzde Zestafoni de ayrıldığımız Cemal abi kaldığımız hostele geldi. Aynı akşam recumbet bisikletleri ile Dünya turunda olan Gökben ve eşi Nicolas ile buluştuk. Keyifli bir sohbet esnasında Türkiye’de karşılaştığımız bisiklet turu yapan Fransız bir çiftten konu açıldı. Nicolas’ın da Fransız olmasından dolayı hemen o akşam iletişime geçtiler ve bildiğim kadarıyla yaklaşık 6 ay beraber pedalladılar.

Azerbaycan vizelerimiz sonunda hazırdı. Bir aylık verilen vizeler için herhangi bir ücret talep edilmedi. Türkiye’den Japonya’ya kadar geçtiğim hiçbir ülke vize istemezken Azerbaycan vizesi almak tuhaf oldu, bu anekdotu anlattığım herkes şaşırdığı için kendimde bir gariplik görmedim.

Vizelerimizi aldığımızın ertesi günü Cemal abiyle son kez vedalaşarak yola koyulduk. Kendisi de Azerbaycan’a gidecek ancak farklı bir rota izlemeye ve Tiflis’te biraz dinlenmeye karar verdi.

Tiflis’ten çıkarken
Tiflis’ten çıkarken

Azerbaycan’a geçiş yapacağımız Kırmızı Köprü sınırı Tiflis’e 60 km mesafede, Sabah erken yola çıktığımız için gece Azerbaycan’da konaklama yapmaya karar verdik, güzel manzaralar eşliğinde Rustavi şehrine ulaştık. Şehrin girişinde bizdeki oto pazarları kıvamında bir pazarla karşılaştık, yalnız bu pazarda sadece bisiklet satılmaktaydı. Tiflis’te zorlanarak bulduğumuz arka bagajın her türlüsü, Brooks seleden en üst seviye birleşenlere kadar ne ararsan bulabileceğin bir pazar. Hatta bir ara Serhan bisikletini kökten değiştirmeyi düşündü fakat delik deşik bir bütçe ile sadece düşünmekle yetindi.

Doğa artık yeşerdi

Yolda karşılaştığımız tır şöförleri ile muhabbet ederken geçiş yapacağımız kırmızı köprü ile ilgili hiç iç açıcı şeyler duymamıştık. Gümrüğü ayrı, polisi ayrı avanta peşinde olan bir sınır kapısı. Kafamızda hiç plan yapmadan sınıra ulaştık. İlk muhatap olduğumuz Azeri memur olimpiyatlar için mi geldiniz değince bir aydınlanma yaşadık. Evet devlet bize görev verdi temsil için gidiyoruz dedik. Geceleri uykumuzu kaçıran sınır geçişi 5 dakikada bitmişti. Aymaz bir gümrük memuru avanta isteyince duymamazlıktan gelip devam ettik, o da daha fazla ısrarcı olamadı haliyle.

Genel olarak Gürcistan bende çok iyi bir izlenim bıraktı. Bir kere çok ucuz bir ülke, ki kaldığımız müddetçe hiç kamp kurmadık ve zaten sıkıntılı olan bütçemizi gönül rahatlığı ile harcadık!! Misafirperver bir halkı var, zaten düşük olan gelirleriyle edindikleri yiyecek ve içecekleri ( ki genelde votka) bizlerle paylaşmak için birbirleriyle yarıştılar diyebilirim.
2012 senesi bir Temmuz günü gördüğüm rüya gerçek oluyordu. İnsanın kendine inandığında neler yapabileceğini görmesi ve bunun bir sınırının olmadığını fark etmesi inanılmaz bir duygu. Korkunun toplumsal dayatma eseri oluşan bir duygu olduğunu düşünüyorum bugün bütün Asya yı bisikletimle geçip evime geri döndüğümde. İnsanın, isteklerinin peşinden gitmesi, daha doğrusu kendisi için doğru olanı isteyebilmesi veya istediği şeyi doğru olarak tanımlaması ve kabullenmesi mental ağırlığı yüksek bu tür turların olmazsa olmazı dır. Eğer bir sıralama yapmam gerekirse, fiziksel yeterlilik ve güçlülük bu sıralamanın en altlarında yer alır.
Yukarıdaki paragrafı aslında yazı dizisi bittiğinde, Japonya finalinden sonra yazacaktım, ancak hakkımda oluşabilecek yanlış düşünceleri engellemek istedim. Ayrıca olurda hayallerinizde bu tarz bir tur yer eder ve kendinizi fiziksel olarak yeterli görmezseniz, kaygılarınızın yersiz olduğunu fark etmeniz ve hayallerinize geç kalmamanız açısından faydalı olur diye düşündüm. Kaygı duyulacak çok daha fazla ayrıntı var inanın.

Tur boyunca en fazla kaygı duyduğum durum pedalladığım ülkenin vizesinin yetmemesi oldu. Mesela 2. Rusya etabında vize bitimine 2 gün kala Moğolistan sınırına varabilmiştim, ve sınır Mogolistanda ki bir bayramdan dolayı kapalıydı, sınır açıldığı zaman vizemin bitmesine 1 gün kalmıştı. Sınır geçişi için beklerken Alman bir gezgin çiftle tanıştık, motorlarıyla seyahat eden çift için vize kaygısı çok yabancı gelmişti. Kahvelerimizi içerken kendi durumumu anlattığımda benim için üzüldüklerine şahit oldum. Ne yazık ki devamlı bir zaman yarışı yapmam gerekiyordu, yol üstünde başıma bir iş gelse geç kaldım demektir.

Yakında Azerbaycan etabı…

Yazının 1. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA TÜRKİYE – 1. BÖLÜM

Yazının 2. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA GÜRCİSTAN – 2. BÖLÜM

Yazının 3. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA AZERBAYCAN – 3. BÖLÜM

Yazının 4. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA RUSYA – 4. BÖLÜM