BAŞTAN SONA ASYA - AZERBAYCAN

Cebimizde kalan son Gürcü paralarıyla sınır geçişi öncesi yediğimiz mükellef bir yemek ve sorunsuz sınır geçişi nedeniyle moraller yüksek, yeni bir ülkede pedallayacak olmanın heyecanıyla giriş yaptık Azerbaycan’a. Yaklaşık 20 km sonra bir benzinliğin arkasını gözümüze kestirdik kamp için. Yalnız ortamda bir gariplik var, ufak bir restoran kısmı da bulunan benzinlikte daha çok geç bir saat olmamasına rağmen sarhoş insanlar vardı, bi de bu sarhoşlara hizmet eden kadınlar.

Kamp için icazet almaya mecburen girdik içeriye, ilk defa görevli olmayan Azeri halkı ile temas kuracağımız için heyecanlıyız. Çok sıcak karşılandık, turumuzla ilgili pek çok soru sordular. Elimizden geldiğince kendimizi, turumuzu tanıttıktan sonra arka tarafa kamp kurup kuramayacağımızı sorduk kendilerine. Gelen cevap masaj ister misiniz olunca haliyle erken alınan votkaya bağladık durumu. Ancak gayet ciddi bir şekilde isterseniz yukarda odalar var gidin orda kalın, gece bi masaj yaparız diye az önceki muhabbeti detaylandırınca jeton düştü. Meğer tırların uğrak mekanı olan benzinlikte hizmette sınır yokmuş. Teşekkürlerimizi sunarak ortamdan ayrıldık ve arka tarafta ki uygun bölgeye çadırları kurduk. Sabah tepemde bir polis arabasının çadırıma vuran gölgesinde uyandım. Çadırdan çıkınca çat pat İngilizce konuşmaya çalışan bir polis heyecanla bir şeyler geveliyordu, söyledikleri arasından cımbızla “yasak” ve “git” kelimelerini çekebildim, zaten yeterliydi geliş amacını açıklamak için. Kısa bir kahvaltı ardından Azerbaycan’da geçen henüz 14 saatin sonunda yaşadığımız iki ilginç durumu da yanımıza alarak ilerlemeye başladık.

Giriş yaptığımız Kırmızı köprü ( red bridge) sınır kapısından Bakü’ye kadar “Yahşi Yol” adını verdikleri bir yol yapmışlar, yol kalitesi bakımından sıkıntı çıkarmayan bu yolu takip ederek Bakü’ye kadar gidilebiliyor. Biz de madem gidilebiliyor o zaman gidelim dedik ve başladık bu yolu takip etmeye.

Yaxsi Yol (yahşi yol)
Yaxsi Yol (yahşi yol)

Yeni bir ülkeye giriş yaptıktan sonra yapılması gereken birkaç iş oluyor. İnternet hattı almak, ülkenin parasını edinmek gibi. Yol üzerindeki en yakın şehir olan Qazax a bıraktık bu işleri. Bu arada geçtiğimiz ufak köylerde çok yoğun bir ilgiyle karşılaşıyorduk. Turumuzla ilgili sorulan sorulara aynı hevesle cevaplar veriyorduk haliyle.

Qazax a girdiğimizde heves felan kalmamıştı. Henüz öğlen saatleri olmasına rağmen çenemizin yayları gevşemiş, biran önce gece olsa da “sus”sak diye düşünür buldum kendimi. İlk kazığımızı da qazax’ta yedik diyebilirim. Pazar günü olmasından dolayı internet hattı alabileceğimiz bir yer bulamamıştık. Yoldan birinden yardım istediğimizde bizi bir telefoncuya götürdü, yaklaşık 10 usd karşılığı bir hat aldık, içinde 10 gb internet olduğu ancak pazartesi günü hattın açılacağı söylendi. Evet pazartesi günü gerçekten açıldı hat, ancak ilk internet bağlantısında kontör bitti ve bir daha kullanamadık.

Azerbaycan içinde pedallarken kampları genellikle benzinlik veya post ( polis kontrol noktası) arkalarına kurmaya gayret ettik. Böylelikle daha az su taşıyıp, insanlarla daha fazla muhabbet edebiliyorduk. İkinci veya üçüncü gecemizde yine bir benzinlikte, benzincilerle çay içerken saatin kaç olduğu ile ilgili bir muhabbet geçti. Bizim bildiğimizi sandığımız saat ile yerel saat arasında iki saat fark çıkınca günlük yaşamdan ne kadar koptuğumuzu anladık. Kalkmamız gereken bir saat yoktu, kimse yatmamız gereken saati de söylemediğinden Bakü’ye kadar saat kavramını rafa kaldırmaya karar verdik.

Azeri Türkçesi tebessüm etmeye gayet müsait bizler için. Daha önce televizyon kanallarını izlerken farkına varmıştım ancak işin içine girince kendimi tutamaz oldum, belki alındı insanlar ancak kerli ferli bir adama muhabbet esnasında ne iş yaptığını sorduğumda “yuyucu” diye bi cevap verdiğinde benim diyen depresyondaki insan tebessüm eder herhalde, hele “ kalça yuyuyorum” dediğinde kopmamak elde değil. (kalça yuymak = halı yıkamak)

Genca
Genca

Hava artık gün içinde verdiğimiz molalarda gölge arayacak kadar ısınmaya başladı. Rutin bir şekilde yahşi yol da ilerken yol yapım çalışması başladı. Bizim için bulunmaz nimet, trafiğe kapalı şeride geçip manzara izleyerek keyifle yol alıyorduk. Bu arada yol yapım firması Polat inşaat fakat araçları kullananlar Azeri. Derken şantiye gözüktü ilerde, daha da saat erken, Serhan’a girelim iki çay içer muhabbet ederiz dedim. İşçilerle muhabbet ederken şantiye şefi Adnan bey bisikletleri görüp yanımıza geldi. İstersek gece kalabileceğimizi söylediğinde zaten saat ilerlemişti. Güzel bir yemekten sonra ayarladıkları konteyner odalarında konakladık. Sabah tam hareket edecez depo sorumlusu yanımıza geldi ve Adnan bey’in talimatıyla sizi depoya götürecem dedi. Depo deyince ilk olarak aklıma inşaat malzemelerinin olduğu yer geldi, bi taraftan ne işimiz var depoda diyerek düştük adamın peşine. Kilitli bi kapıyı açtığında ağzına kadar yiyecek içecekle dolu bi odayla karşılaştık. Nedense o kapı o anda Ali baba ve kırk haramilerde geçen, içerisi hazineyle dolu mağraya açılan kapı olarak yer etti benliğimde. İstediğiniz alabilirsiniz dediğinde gözlerimiz dönmüş olarak girdik mağraya. Bi ara Serhan 25 kg lık prinç çuvalını bisiklete yüklemeye çalışırken realize olduk. Bizim ihtiyacımız ebatlarında üretilmiş hiçbir şey yoktu mağarada. Elimizde 5 lt’lik bir su ile çıktık mecburen yutkuna yutkuna.

Gelincikler “gel” diyor, insanın otlayası geliyor
Gelincikler “gel” diyor, insanın otlayası geliyor
Polat inşaat şantiyesi, mağradan çıktıktan sonra
Polat inşaat şantiyesi, mağradan çıktıktan sonra

Grup halinde karşılatığımız Azeriler bi müddet sonra yorucu olsa da, tek başına yakaladıklarımızla olabildiğince keyifli muhabbet edebiliyorduk. Mesela Ali abi, güneşin kamp kurma kıvamına geldiği bi saatte, Kürdemir yakınlarında yol kenarında gördüğümüz bir bağ evinin sahibi. Yeni aldığı evi bir yol üstü restoranına çevirmeye çalışıyordu. Halen öğrenemediğimiz ön yargılardan sıyrılma durumunun en son örneği de Ali abi oldu. Dişleri dökülmüş, hafif kambur, suratında anlam verilemeyen yanıkların bulunduğu bir insan. İlk görüşte korkulacak cinsten. Hatta biz de bi soluklanıp yola devam edelim mi diye düşünmedik değil. Israrlarıyla bi çay içmeye karar verdik. İnsanı içine çeken bir hayat hikayesi vardı. Muhabbet bi soluk verdiğinde saat çoktan gece yarısını geçmişti, hemen arkadan bir oda ayarladı ve köpeğini de kapının önüne bağladı bize bekçi olması için.

Ali abinin hikayesi yol boyunca dinlediklerim içinde hemen hemen en travmatik olanı diyebilirim. Kendisi Rus üniformasıyla pek çok savaşa katılmış, bir savaşta takımından tek başına bir arkadaşını sırtına alarak dönmüş karargaha. Pek çok ödülle birlikte o dönemde daha çok taze olan Çernobil nükleer patlamasının temizliği için Çernobil’e gönderilmiş. Oradan geri dönebildiğinde bu sefer Azerbaycan için savaşmaya başlamış. En sonunda, kendisi için kağıt parçası kıvamında olan epey bir para ile emekli etmişler. Yapacak hiçbir şeyim kalmadı derken gözleri doluyordu, yeni bir hayat inşa etmeye çalışıyor tırnaklarıyla, umarım başarılı olmuş ve hayalindeki restorana kavuşmuştur.

Ali abi.
Ali abi.

Siz hiç Rusların 2. Dünya savaşında kullanmak üzere zehirli yılan yetiştirdikleri bir fabrika olduğunu duymuş muydunuz? Evet aynı şaşkınlığı Ali abi fabrikayı anlattığında bizde yaşadık. İşin kötü tarafı fabrika çok zaman önce kapatılmasına rağmen Kürdemir – Hacıkabül şehirleri arasındaki arazide bol miktarda zehirli yılana rastlanıyormuş halen. Hal böyle olunca kim ısırdı ya gitmemek için ekstra tedbirler almak zorunda kaldık.
Elat şehrine geldiğimizde Hazar denizine de kavuştuk. Daha turu harita üzerinde planlarken Bakü’den Kazakistan Aktau şehrine feribot ile geçmek üzerine kurmuştuk rotayı. Bu plana uyabileceğimiz düşünerek Elat’ta bir gün fazladan kalıp bisikletleri Kazakistan etabı için hazırlamaya karar verdik. Benim Hanım’ı ciğerlerine kadar söküp temizledim. Kaldığımız yol üstü otelinin banyosu bir müddet kullanılamamıştır biz ayrıldıktan sonra herhalde. Benzin kokusu epey rahatsız ediyordu en azından biz oradayken.
Elat’tan ayrıldıktan sonra yol üzerinde Qobustan tarih parkına uğradık. Tarih öncesi çağlardan pek çok kalıntının bulunduğu park Azerbaycan’da ziyaret edilebilecek yerlerin başında geliyor.

Qobustan
Qobustan

Daha Türkiye’den ayrılmadan Azerbaycan Bakü’de özel bir Türk kolejinde öğretmenlik yapan İsmail, Bakü’ye gelince mutlaka uğrayın demişti. Kendisini kırmayarak Bakü’ye girdiğimiz gün okulda ziyaret ettik, öğrencilerle keyifli bir sohbetin ardından kalacak yer ayarlamak için ayrıldık.

Bakü’de öğrencilerle birlikte, üniforma gibi duran gömleklerimizle
Bakü’de öğrencilerle birlikte, üniforma gibi duran gömleklerimizle

Şu sıralar Türkiye’de kullanmanın mümkün olmadığı booking.com dan Bakü’de ki en ucuz hosteli ayarladık. Ancak yerini bulmak ne mümkün. Yaklaşık olarak hostelin bulunması gereken yere gittiğimizde bir postane ile karşılaştık. Allahtan görevliler hostelin sahibini tanıyormuş ta telefon ettiler, gelip bizi aldı. Hostelin’de kaldığımız 4 gün boyunca Bakü’de gezdirmedik yer bırakmadı Rüfet, hatta bi ara ayrılırken para almamaya niyet etti ama zaten zor şartlarda geçimini sağladığından ısrarcı olduk.

Türkiye’de beraber pedalladığımız Reece de aynı feribotla Kazakistan’a geçecekti. Kendisinden en son aldığımız bilgi feribot bekliyorum olmuştu. Fakat bir haftadır haber alamıyorduk. Gelen bölük pörçük bilgiler ile feribot bileti alabilmek için limanın yolunu tuttuk. En sonunda şu anda ismini hatırlayamadığım bir bayanın yanına yönlendirdiler. Kadın “ feribot Elat’tan ( yaklaşın 80 km geride kaldı) kalkıyor, bilet parasını olan kişi başı 100 usd’yi burada bana vereceksiniz. Elat’a gittiğinizde geminin ne zaman kalkacağı ile ilgili bilgi verilecek. Hiç kalkamayabilir de çünkü aynı feribot tır ve tren vagonu da yüklüyor ve herhangi bir tehlikeli madde varsa yolcu alınmıyor, tüm bu süreç içinde limanda hazır bekleyeceksiniz” dedi. Bu bölgede trenlerin hemen hepsi neft taşıyor, yani tehlikeli madde olmayanına rastlamak imkansıza yakın. Hal böyle olunca biz bir düşünelim diye yanından ayrıldık.

Daha önceki gezginlerin pek çoğu bu feribota bir şekilde binebilmişti. Ancak kafamıza yatmayan pek çok soru işareti vardı. Limanın yakınlarında bir kafe de oturup durum değerlendirmesi yaptık. İki alternatif vardı, ya riske girip feribotu zorlayacaktık, ya da daha fazla riske girip hazarı kuzeyden geçecektik. Serhan hemen Azerbaycan la Rusya arasında bulunan Dağıstan özerk bölgesiyle ilgili bir kaç video izletti. Olabilecek her türlü tehlikeyi barındıran bir bölge, hatta Avrupa’nın ( ki bu bölge Avrupa da olarak kabul ediliyor, daha sonra Kazakistan yazısında detaylandıracağım) en tehlikeli yeri olarak kabul ediliyor.

O dakika feribotu eledik. Fakat Dağıstan’ı da atlayacak bir formül düşünüyoruz bir taraftan. İlk önce tren garına gidip Volgograd tan geçen tren olup olmadığını araştırdık. Evet böyle bir tren vardı ancak bisikletler tam bir muamma olacaktı. Tren şefi müsaade ederse alacaklarını söylediler. Otobüse yöneldik. Bakü’den Moskova’ya kadar giden otobüsler var, geceden bisikletleri ve tüm eşyaları adamın birine vereceğiz, sabah söylediği yerde otobüse bineceğiz. Len ben “hanım”dan Türkiye’den beri 5 dakika ayrılmamışım bi de elin adamına emanet edecem. Nayır nolamaz değince bi de sen bize güvenmiyon mu diye trip atmazlar mı, hey allahım.

Şartları zorladıktan sonra rüzgarın bizi Dağıstan’a attığı kesinleşince çıktık yola. Hazar kıyısı boyunca Rusya sınırına kadar güzel manzaralar eşliğinde ilerledik.

Yeni rotamız bi şekilde Volgograd a kadar çıkıp oradan Volga nehrini takip ederek Yershov yakınındaki sınırdan Kazakistan’a geçmekti.

Samur bırakılış menteşesi
Samur bırakılış menteşesi

Azerbaycan etabını özetlemek gerekirse kemiklerimizin ısındığı bir etap olduğunu söyleyebilirim. Gün içinde 40 dereceleri buldu hava sıcaklığı. Yol kalitesi bakımından en ufak bir sıkıntı yaşamadık diyebilirim. Bakü hariç ucuz bir ülke, ki bizim geçtiğimiz dönemde devalüasyon olmuştu, buna rağmen kırsalda halen ucuza yaşayabiliyorlar. Ancak Bakü gerçekten çok pahalı bir şehir. Azeriler olabildiğince meraklı bir halk. Bazı anlarda gerçekten bıkkınlık geçirttiler bize. Yaşadığımız birkaç münferit olayı saymazsak güvenli bir ülke diyebilirim. Türkleri çok seviyorlar, ancak özellikle devlet memurları ve polisler dikkatsiz davrandığınız anda rüşvet almak için yanınızda bitiveriyor.

Azerbaycan çok şey öğretti bana. İlk önce halen ön yargılı olduğumu yüzüme vurdu. Planlar üzerine hayat kurulamayacağını öğretti mesela. Veya alternatif yaratmakta ne kadar başarılı olursak o kadar mutlu olunabileceğini gösterdi. Turda olduğumu ilk fark ettiğim ülke Azerbaycan oldu diyebilirim. Ve Hazar denizine ulaştığım anda Türkiye’den uzakta olduğumu hissettim ilk defa. Kore’ye kadar son kez beyaz peynir yediğim yerde Azerbaycan oldu, tüm bu tur boyunca eksikliğini en fazla hissettiğim şeyin beyaz peynir olması ayrıca bir garip.

Yazarın not: yazı dizisi başladıktan sonra ekipman ve bisikletle ilgili detay vermemi isteyen pek çok mesaj aldım. Kullandığım ekipmanların detayları ile ilgili bir yazıyı yakında paylaşacam. Ancak özellikle daha “tur bisikleti” kavramı oturmamış bir ülkede, bisikletimi tanıtmak epey zorlayacak. Turdan döndükten sonra ince tekerli drop barlı karbon bisikletleri gösterip bununla tur yapacam diyen pek çok kişi olmuştu. İnanın pinokyo bisikletle bile tur yapılabilir, buradaki “tur”un mahiyeti ne olacak önemli olan o.

Yakıda Rusya 1. kısım

Yazının 1. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA TÜRKİYE – 1. BÖLÜM

Yazının 2. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA GÜRCİSTAN – 2. BÖLÜM

Yazının 3. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA AZERBAYCAN – 3. BÖLÜM

Yazının 4. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA RUSYA – 4. BÖLÜM