Bisiklet tutkum, çocukluğu saymazsak 2012 senesinde başladı diyebiliriz. Çalıştığım firmanın kapanmasından dolayı 2012 temmuz ayında yorucu bir iş hayatını bir anda bırakmak zorunda kaldım. O dönemde ailem Bodrum’da tatildeydi ve büyük bir baskıyla yanlarına gelmemi istiyorlardı. Deniz kum güneş üçlüsü uzun zamandır hayallerimi süsleyen tatil biçiminden oldukça uzaktı. Yinede gitmem gerekiyordu, ama nasıl?

İşten ayrıldığım gün bir bisiklet aldım, hiç plan program yapmadan bandırmaya geçip pedal çevirmeye başladım. Daha bandırmadan çıktığım anda bisikletle her yere gidebileceğimi anladım, mükemmel bir hızda tüm doğa gözümün önündeydi. 6 günde Bodruma epey bir ders alarak ulaştığımda artık ben eski ben değildim. Neredeyse 2. Dereceye ulaşan güneş yanıkları bir yana, bir tüp bengay ile anca kendine gelen bacaklarım diğer yana normal birisini bir daha seleye oturtmayacak dersler çıkarmam gerekirken tekrar ne zaman bir tur yapsam diye düşünür buldum kendimi.

O turda kullandığım bisiklet teknik olarak bir sorun çıkarmamıştı, bünyemde epey bir bulunan cahil cesaretimi de yanıma alıp hayalini kurduğum yerlere gitmeyi düşünürken Seçil ve Başak’la tanıştım. Rahman ve Alex’in de yardımıyla tur bisikletçiliğinde olması gerekenleri öğrenmeye başladım. Benim “Hanım” la (yazar burada bisikletinden bahsediyor) tanışmam da tam bu zamana denk gelir.

Hanım’ın ilk fotoğrafı

Zaman hızla geçiyor ve hazırlık bir türlü bitmiyordu, yanlış anlaşılmasın, malzeme veya ekipman değil kastım, bu tür turlarda iş dönüp dolaşıp kafada bitiyor, kafayı hazırlamak epey uzun sürdü.

Daha rotam bile yokken bir forum vasıtasıyla Serhan ile tanıştım, hedefi bir sene içinde Japonya’ya ulaşmaktı. Hayaller aynı paralelde olduğu zaman insanlarla anlaşmak daha kolay oluyor. Tanıştıktan yaklaşık 100 gün sonra 15 Mart 2015 tarihinde, sevenlerimizin de katılımıyla Karaköy vapur iskelesi önünden ilk pedalı çevirdik. Hedef “Japonya”.

15 Mart 2015 Karaköy

15 Mart günü hayatımın en önemli günü olduğunu bilmeden 3 farklı yerde uğurlandım, Karaköy vedasından sonra fenerbahçe’de Velespit bisiklette hemen ardından Bisiklet gezginin’de arkamdan dökülen sular nedeniyle pek terlemeden bostancı sahilde günü noktaladım. 16 Mart olan doğum günümü ailemle birlikte geçirmek için evin yolunu tuttum.

16 Mart sabahı tarifi mümkün olmayan duygularla ailemle vedalaşıp tur arkadaşımla buluşacağım bostancı sahiline doğru yola çıktım. Hayatımda ilk defa tam yüklü bir bisiklet kullanmamdan dolayı ön çantaları epey bir sürttükten sonra şehir içinden çıkmayı başararak şile’de günü tamamladık.

İlkokul ve ortaokul coğrafya derslerini hatırlayan, halen alan veya öğretmeye çalışanlar bilir, Karadeniz bölgesinde dağlar denize pareleldir diye bir öğreti vardır, arkadaşlar kanmayın veya kandırmayın. Biz kandırıldık ve rotamızı Karadeniz sahilinden planladık. Şile- samsun arası upuzunn bir yolda kandırılmış olduğumuzu anlamak hoş olmadı haliyle.

Daha şileden çıktıktan sonra tur arkadaşım tarafından gün gün planlanmış Türkiye etabı aksamaya başladı. Bir daha da plan felan yapmadık. Hatta o kadar plansızdık ki Azerbaycan’da sırf gözümüz birisini tutmadı diye yolu binlerce kilometre uzatarak hazarın kuzeyini dolaşmaya karar vermemiz 5 dakikamızı alacaktı.

Evden uzaklaştıkça uyanmaya başladık, ilk günlerin fiziksel yorgunlukları çok çabuk geçti. Doğa da bize uyup yeşermeye başladı Karadeniz boyunca. Ne güzel şu Karadeniz insanları, mesela Akçakoca da dış görünüşü en az 4 yıldız hak eden bir otelin önünde durduk. Yağan yağmurun da etkisiyle bütçeye bakmadan, kuruyup güzel bir yatakta uyanmak isteğini fazla bastırmadan resepsiyona yöneldik. Nafile, otel tamamen terk edilmiş bir havaya sahip, sadece üst katta bir black metal konseri icra ediliyor, hem de daha ışık yakılmasına gerek olmayacak kadar aydınlıkken hava. Derken resepsiyonun arkasından bir genç yaklaşıyor, klasik muhabbet için hazırlanırken arkadaşın gram Türkçe bilmeyen bir Finlandiyalı olduğunu fark ediyoruz. Hikayeyi anlatıyor bize. Kız arkadaşıyla otostop ile dünya turu yapıyormuş, Akçakoca dan geçerken bu otele uğramış, otel sahibi miskin miskin alın otel sizin olsun, gelen gezginler ücretsiz kalabilir, sadece elektrik ve su faturasını ödeyin diyip çekip gitmiş bir iki ay önce. Çocuk bunu anlatırken gözleri yaşarıyor, mutluluktan sanmayın, planlarının çok arkasında kalmışlar, e oteli de bırakamıyorlar sonucunda emanet, hemen siz kalın birazda bizim gitmemiz lazım diye teklif etti. Dedik bizim yol uzun bi çay içip kaçalım, Serhan gitti ocağın altını yaktı çay için, artık tüp mü bitti anlayamadık ama 2 gün sürdü o çayı içmemiz.

Kah yağmur yağarken bir otobüs durağında satranç oynayarak, kah artık bitmeyeceği kesinleşen tırmanışları atlatmak için minibüs içinde günlerce yol aldık. Bu arada ikimizin de yeni olduğu tur bisikletçiliğini ve kamp hayatını öğreniyorduk. Bisikletler giderek daha fazla tur bisikletine dönüşüyordu, görenler artık İstanbul dan geldiğimize inanmaya başlamıştı. Doğaya karışıyorduk yavaş yavaş, aslında geldiğimiz, ait olduğumuz yere tekrar alışmaya çalışıyorduk.

Karadenizde dağların tam olarak denize paralel olduğu nokta

Bisikletli gezginlerin kullandığı Warmshowers isimli bir uygulama var, couchsurfing ile aynı mantıkta çalışıyor. Türkiye’de ne güzel insanlar kullanıyor o uygulamayı, Giresun’da kadir, Samsun’da Özkan, Ordu’da Erim ve Firdevs, Şile’de Boray ve hatırlayamadığım pek çok kişiye misafir oluyorduk yol boyunca. İki kişi başladığımız yolculuk sinop’ta Macid’in katılımıyla 3-5-8 kıvamına geldi,

Yağmurdan korunma sanatı

Macid İstanbul’dan İran’da ki evine doğru yol alan bir çekirdek sevdalısı. Sayesinde bol tuzundan dolayı dudaklarımız ters dönmüş biçimde yol aldık günlerce. Yine Giresun’da Kadirin meşhur fındık evinde konaklarken İngiltere’den yola çıkıp Dünya turu yapan Reece bize Tabzona kadar katıldı. Trabzon bende hep ayrılık kokar, yaklaşık bir haftamızın beraber geçtiği Macid, yine iki gündür beraber pedalladığımız Reece ile yollarımız Trabzon’da ayrıldı. Yok, o kadar da romantik değilim, Trabzon’un ayrılık kokmasının sebebi ailemin de son bir kez Türkiye topraklarında görüşmek istemesinden başka bir şey değil.

Gürcistana git gide yaklaşıyorduk, özellikle Rize’den geçerken sohbet ettiğimiz insanlar Gürcistana geçeceğimizi öğrenince gözlerini faltaşı gibi açıp dikkatli olmamızı, Gürcistanın çok tehlikeli bir yer olduğunu anlatıyorlardı. Tabii toyuz daha, halbuki aynı tarz konuşmaları hemen her sınır geçişi öncesi, hatta Mogolistan’dan Rusya ya geçerken bile yapacağımı bilmiyordum o anda. Aslında haklı oldukları bir taraf var, şu ana kadar yaptığım her kara sınırı geçişinde yaşadığım bir olay, sınırdan önceki son ve sonraki ilk köy, kasaba veya şehir geçilen veya terk edilen ülkenin en tehlikeli yerlerinden biri oluyor genelde. Ancak ülkelerin içlerine doğru karıştıkça, gerçek halk la kaynaştıkça belgesellerde veya ülke girişinden hemen önce anlatılanların aksine insanların mefaatten uzak, yardımsever ve olabildiğince ilgili olduğunu keyif alarak fark edecektim.

Good Bye Türkiye
Good Bye Türkiye

Türkiye etabını genel olarak değerlendirmek istersem yeterince “ıslak” olduğunu söyleyebilirim. Gerek mevsimsel, gerek yol aldığımız coğrafyanın getirdiği yağmur peşimizi pek bırakmadı. Yaptığımız araç geçişlerini çıkınca yaklaşık 1300 km yolun, samsuna kadar olan kısmı devamlı iniş ve çıkışla geçti diyebilirim. Hatta bu yazıyı sarp sınır kapısında yazıyor olsaydım Türkiye’nin ne kadar misafirperver olduğundan da bahsetmeden kapatmazdım, ancak yol üzerinde diğer ülkelerde çok farklı şekillerde ağırlandıktan sonra ne yazık ki misafirperverlik kısmımız yine diğer ülkelerle kıyaslandığında bir şehir efsanesinden ibaret. İşin aslı tur boyunca yaptığım harcamaları gün gün not etmedim. Ancak ülkelerin pahalılık derecelerini sıraladığımda Türkiye orta-alt seviyede diyebilirim. Fakat gerek yağmur gerek ağız tadı bileşenleri ile beklide en fazla harcama yaptığım ülke Türkiye oldu.

Yakında Gürcistan etabı ile devam edeceğim.

Türkiye rotası
Türkiye rotası

Yazının 1. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA TÜRKİYE – 1. BÖLÜM

Yazının 2. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA GÜRCİSTAN – 2. BÖLÜM

Yazının 3. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA AZERBAYCAN – 3. BÖLÜM

Yazının 4. bölümü >> BAŞTAN SONA ASYA RUSYA – 4. BÖLÜM